içimizdeki şeytan
: 9 /10 ( 8 Üye)

guzcengiz @guzcengiz

sabahattin ali'nin mutlaka okunması gereken bir kitabı,40'lı yılların istanbul'unda o dönem için cesaretle kurulmaya çalışılan bir birliktelik,sorumlulukların ateşinde aşkın külleri uçup ,başka hayatlara sürükler kahramanları...

05 Aralık 2007 12:00

sayfasayfahayat @sayfasayfahayat

başrolde ömer, diğer kahramanlar macide, bedri, nihat, emine teyze, hafız efendi, prof. hikmet, ismet şerif.
1940’lı yıllar istanbul. vapur, ömer’in bekâr evi, teyzesinin evi, postane, fen fakültesi, meyhaneler, davetler, kulüpler ve nihayet...
'gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler, ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımız.'
'neden kızıyorsun? neden şikâyet ediyorsun? içinde şeytan dediğin o şeyin senin en kıymetli tarafın olmadığını nerden biliyorsun?'
'içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... içimizde şeytan yok... içimizde aciz var... tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikati görmekten kaçmak itiyadı(huyu) var...'
'karanlık siyasetin insanları birbirine nasıl kırdırabileceğine işaret eden bir hikâye.'
insanın kendince hayatın yavanlığını, anlamsızlığını ve belki lüzumsuz derecede geçiciliğini kanıtlamaya çalışan bir ruh halindeyken dünyaya başka gözle bakmasını sağlayan bir sevdanın güzelliklerini tatması ardından başta bu güzelliklerin hakkını vermek için düştüğü haller, çatışmalar, çıkmazlar sonra bu hallerden kaçış. ayrıntılarıyla birçok tasvir, insanın acizliğinin ruhsal gelgitlerinin çözümleri, dönemin aydınlarının hallerinin suniliğini yerme ve arada tüm hikâyenin sevimsiz taraflarını sanki katlanılır kılmak için kondurulmuş bir sevda bahsi ve nahoş bir...
içimizde bir şeytan mı var? içimizde iradesizlik mi var? güçsüzlük mü var?
üzerinde düşünülmesi gereken bir unsur irade gücü. aldanmaya açık ve zayıf insanın ilacı olabilir mi?

20 Ocak 2013 10:24

seinfeld @seinfeld

ömer in bir mağazadan kadın çorabı çaldığı sahne diyeceğim çünkü kendimi gerçekten sanki bir film sahnesi izliyormuşum gibi hissettim o anı o kadar gerçekçi anlatmış ki ben de onunla beraber heyecenlandım yüzüm kızardı ellerim terledi

09 Mart 2013 23:21

Erguldogan @Erguldogan

insanın içine ayna tutan ve çok güzel bir üslupla iç muhakemeleri dillendirebilen bu yazar, benim en önemsediğim yazar oldu. içimizdeki şeytan’ı da kelime kelime okudum ve bende süzülen kısımlarını yazmak istedim. s. ali’nin yine benzer samimi üslubu beni birden kitabın içine çekiverdi. gerçekten bir roman yazıyor gibi değil de, kendi kendine konuşuyor ya da sadece düşünüyor gibi. sanki ben de yazarın kafasının o düşünen kısmında oturuyormuşum gibi.
gelelim kitaba. ömer ve macide! tesadüfle başlayan bir aşk. ömer görüp vuruluyor macide’ye. aman allahım ne aşk! görür görmez sanki sıtma nöbeti tutmuşa dönüyor. sonrası malum. tanış çıkınca hayat birden hızla akıyor ve macide’yi, evim dediği bir göz odasında hanımı olmayı beklerken buluveriyor. ömer biraz tutuk, biraz vasıfsız biri. dairede çalışıyor (!), çalışmak dediysem mayış alıyor ama bi iş bildiği ettiği yok.
etrafındakileri ve olup bitenleri evliliğinden sonra daha iyi tanımaya başlıyoruz. ömer biraz toplum etkisinde, biraz da kendi içinde kopan fırtınaların. içindeki fırtınaların, uçuşan fikirlerinin adını koymuş:
-..."buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtiyamama layık görüyordum. halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan kaçamak yolu... içimizde şeytan yok... içimizde aciz var... tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... hiçbir şey üzerinde düşünmeye hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz."
"hala bizim ömer'i öğrenemediniz. küçük bir şey onu muazzam heyecanlara götürebilir. küçük bir yaprağın arkasında bir dünya gördüğünü zanneder de koca dünyayı görmeden yaşar. içinde bir türlü asıl öğrenemediği bir kainat bulunduğuna kaniidir."
"...dünyaya hükmetmeye hazırlanıyormuş! dünya kim?... benden başka dünya var mı? herkesin bir tek dünyası vardır, o da kendisi... üst tarafıyla alakadar olmaya bile değmez."
"iyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir."
"içimde müthiş bir hafiflik, bir genişlik duyuyorum. belki de hakikaten sevmek budur."
"insanlarin en zayif taraflari, sormadan, arastirmadan, dusunmeden, kafalarini patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayulleridir. dunyadaki yalanci peygamberleri yetistirmek ve beslemek icin en iyi gubre, iste bu bilmeden inanmak icin cirpinan kalabaliktir. "
“ne yaratacaksın? yaratmak yoktan var etmektir. en akıllımızın kafası bile bizden öncekilerin depo ettiği bir sürü bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan ileri geçemez. yaratmak istediğimiz şey de bu mevcut malları şeklini değiştirerek piyasaya sürmekten ibaret.”
"içimizde şeytan var. can kırıkları var. nefret var. yalanlar var. bir yanımız bizi çoktan terketmiş kaçıyor. melankoli ve hüsran var. keşke bazı geceler hiç sabah olmasa…"

romanda "içimizdeki şeytan" sembolü; içimize bastırıp yansıtamadığımız, içimizi kemiren ve bizi tüketen, yapamadığımız eylemler, atamadığımız adımlardır bence. gerçeklerle yüzleşmek istemediğimiz anda sığınağımız olarak düşündüğümüz,yaptığımız hataları görmek istemediğimiz, insanın kendine yenilmesiyle ortaya çıkan bahanelerimizdir...
macide ise birden aşka düşmez ömer gibi. ama ömer’in tatlı ve derinden gelen sözleri, sevgisini yoğun yaşaması ve kayıtsız kalınamayacak yalınlıkta ayaklarına sermesi nedeniyle, birden macide’nin gönlü akıverir bu oğlancığa. büyük emelleri hayalleri yok babasının vefatı ve akrabaları ile kötü ilişkileriyle bu hayatta yalnız olduğunun farkında. hayatta çok tecrübeleri olmamasına karşın güçlü adımlar atmaktan korkmayan bir kız.
-"hiçbir insan seven bir insanın karşısında alakasız olamaz."
-"bir izzetinefis faciası? erkekler bazan ne kadar basit oluyorlar... zannediyorlar ki, bir erkeğe karşı hiddet, hatta nefret duymaya başlayan bir kadın, hemen başka erkekler bulup boyunlarına sarılmak ister ... acaba bütün erkekler bizi bu kadar aptal mı zannederler?"
"seni niçin sevdiğimi bir türlü bilmiyordum. huylarını, yaptığın işleri, beğenmiyordum demeyeyim, fakat anlamıyordum. sen de benim birçok şeylerimi anlamadığını inkar edemezsin. böyle olduğu halde nasıl garip bir kuvvet bizi birbirimize bu kadar sağlam bağlamıştı? ilk andan itibaren tamamıyla başka dünyaların insanları olduğumuzu anladığım halde beni burada tutan ve seni gördüğüm zaman içimi sevinçle dolduran neydi? acaba şu senin her zaman bahsettiğin ve her hareketinin kabahatini kendisine yüklediğin şeytan mı? son günlerde ben de bundan korkmaya başladım. şimdiye kadar daima, düşünüp doğru bulduğum şeyleri yapmaya alışmıştım...bu sefer hiçbir doğru ve akıllıca tarafını bulamadığım bu hayata beni bağlayan kuvvetin, içimde saklı bir şeytan olması sahiden mümkündü. bu ihtimal beni adamakıllı telaşa düşürdü. hayatta kendi düşüncelerim ve kararlarımdan başka birtakım kuvvetlerin emri altına girmek asla tahammül edemeyeceğim bir şeydi. aynı zamanda, seninle beraber bulunduğum müddetçe, nedense irademi kullanamadığımı gördüm. sana, senin iradene tabi olmak bana ağır gelmezdi, fakat aramızda hiç olmasa en küçük bir müşterek nokta bulunması, yaptıklarından hiç olmazsa bir kısmını benim de doğru ve iyi bulmam lazımdı. kendi kendime hiçbir zaman yapamayacağım şeyleri, sırf bilmediğim bir kuvvete tabi olmak yüzünden, boyuna tekrar etmek beni düşündürdü ve nihayet, aylardan beri kaçtığım bu kararı verdirdi."
-"ben sana rehber değil, ancak yoldaş olabilirdim, fakat yolu ikimiz de bilmiyorduk ve birbirimize yük olmaktan, birbirimizi şaşırtmaktan başka birşey elimizden gelmiyordu."
kitapta bir de ömer ve macide’nin etrafında bir grup var. ömer daha çok bu grupla ilişkili olan taraf. güçlenerek kendinden olmayanı dışlayan, kendi görüşünü herşeyin üstünde ve mutlak doğru kılan, diğerlerini kötü sözlerle ve davranışlarla ayıran bir tuhaf zihniyet. 1940lardaki türkiye’nin konjönktürü nasılsa bu gruplar da onun içinde biyerlerde. ben grubun rengini, söylevini tam algılayamadım açıkçası. ama bu grup olayları hem ömer’in hem de aşklarının sonunu hazırlıyor diyebiliriz. belki birbirlerini bu grup nedeniyle daha iyi tanıyorlar, aşk dedikleri şeyin tutunma isteği olduğunu hissediyorlar sanki. her ikisinin de aşkla sevgi ile ilgili farklı tarifler yaptığını birbirini sevme nedenlerinin farklı olduğunu okuyoruz. aşklarının sonunu veya aralarındaki aşk dedikleri ilişkinin bitmesi biraz bedri karakterinin hayatlarındaki etkisinin artmasıyla oluyor. sanki biraz kendilerine dışardan bakabilir hale geliyorlar. en sonundan ve nasıl bittiğinden bahsetmeyeyim. ama sondaki ömer’in konuşmasından etkilendiğimi diyiverip bitireyim.
sepetten bu sefer de bu kitap çıktı. sabahattin ali’ye selam olsun…

10 Şubat 2014 16:48

piyonokur @piyonokur

5 . sabahattin ali'nin romanlarını değerlendirirken "kuyucaklı yusuf" için halkçı anlayışla yazılan ve milli eğitim tavsiyeli deniyor, "kürk mantolu madonna" için de kült olmuş, şaheser deniyor. "içimizdeki şeytan" kitabı bence, sabahattin ali'nin öykücülüğü ile romancılığı arasındaki kesin çizgiyi çizen roman. zaten kendisi "k.m.madonna" için novella yani uzun öykü diyor. "kuyucaklı" ise kurgusu bakımından yine öykü unsurları içeriyor. roman olmasını sağlayan anlatımın uzunluğu. gerçek roman kalıbına istisnasız uyan tek kitabı içimizdeki şeytan kitabı. okunması, dönemi tanımaya iyi kaynaklık edeceği için önemli. bu kitaptan sonra hıfzı topuz'un "başın öne eğilmesin" kitabını okursanız romanın asıl dayanağını da görmüş olursunuz. dönemin tanınması haricinde sabahattin ali'nin sanki başucunuzda imiş gibi hikaye anlatıyor olması gerçeği bu kitapta da var. cümleleri okurken bütün dönem acizliklerine rağmen sabahattin ali'nin o gülen yüzünü hatırlıyorsunuz. sıcak bir kitap yine.

13 Şubat 2014 00:12

zurnanın son deliği @zurnanın son deliği

Sabahattin Ali, okurlarına Ömer'in düşünceleri üzerinden ayna tutuyor. Her yanlış adımını içindeki başka bir güce dayandıran, ne yapsam da değişemeyeceğim diye umutsuzluklar girdabına kapanan günümüz insanı tıpkı yıllar öncesinde yaşayan roman kahramanı gibi hayatını sürdürüyor. Yetenekleri, zekası, sosyal becerileri bile yeterli olmuyor mutlu olmak için. Zaten bunu aşabilenler hayatta başarılı olamasa bile en azından mutlu olabiliyor.

21 Eylül 2017 14:11

sabahattin ali

Kitap Adı
kürk mantolu madonna
Yayınlanma Tarihi
1966
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
kuyucaklı yusuf
Yayınlanma Tarihi
1980
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
hep genç kalacağım
Yayınlanma Tarihi
2016
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
değirmen
Yayınlanma Tarihi
1994
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
sırça köşk
Yayınlanma Tarihi
1975
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
yeni dünya
Yayınlanma Tarihi
1966
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
çakıcı'nın ilk kurşunu
Yayınlanma Tarihi
2016
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
bütün öyküleri 1
Yayınlanma Tarihi
1997
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
bütün öyküleri 2
Yayınlanma Tarihi
2016
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
canım aliye, ruhum filiz
Yayınlanma Tarihi
2016
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
markopaşa yazıları ve ötekiler
Yayınlanma Tarihi
1998
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
kamyon - seçme öyküler
Yayınlanma Tarihi
2016
Kullanıcı
Görüntüle
Kitap Adı
hasan boğuldu
Yayınlanma Tarihi
-
Kullanıcı
Görüntüle