firmin
: - /10 ( Üye)

spinoza @spinoza

“hümanist entel serseri”

1961 nisanın on üçüncü günü boston şehrinin gri sokaklarından birinde, bir kitapçının

bodrum katında dünyaya gelen on üç kardeşten - sweeny, chucky, luweena, feenie, mutt,

peewee, shunt, puding, elvis, elvina, humphrey, honeychild ve firmin- en çelimsizi olan

“entel serserimiz”, on iki memeye sahip sarhoş annesini emmekte “iğrenç canavarlar”

olarak andığı yapılı kardeşleri kadar başarılı değildir. annesi flo’nun kitap

sayfalarını parçalayarak konfetilerden hazırladığı yatağı kemirerek açlığını gidermeye çalışan

firmin kağıt çiğnemeyi bir alışkanlık haline getirecek, onları yutmaya başlayacak ve sonunda

kitapları okumaya karar verecektir.

sam savage’ın ilk romanı olan firmin, bibliomanlardan çulsuz yazarlara dek birçok

müşterisi bulunan bir kitapçıda hayata gözlerini açtığından dolayı binlerce kitap okumuş bir

farenin özyaşamöyküsü aslında. bir farenin yaşamının ne kadar ilgi çekici olabileceğini

düşünüyor olabilirsiniz. “fareler ve insanlar’daki lenny’nin hayatı gibi aptal hayatlar bile

bir hikayede geçtikleri için anlam kazanır” diyor firmin. spinoza okuyan bir farenin hayatı

anlamsız değildir dostlarım… bu arada lütfen karşınıza aşçı fare ratatouille gibi saf

birinin çıkacağını beklemeyin çünkü kahramanımız oldukça gerçekçi. mickey mouse ve

stuart little’ı hatırlattığınızda suratlarına işemekten bahseden bir fare, çocuğunuzun yastık

kılıfını resimleriyle süsleyecek türden biri değildir.

157 sayfadan oluşan sam savage romanına, klişe mertebesine yükseleli hayli zaman

geçmiş şu tabirle; “bir solukta okunacak türden” yakıştırmasını yapmak yersiz olacaktır.

bu tür kitapları tadını çıkararak okumak istersiniz ve özenli cümlelerle inşa edilniş bu

mekanlar hayli detaylıdır. inceleyecek çok şey sizi bekler. kaldırımlar, tavan araları, odalar…

savage’ın kurguladığı dünya tıpkı dan brown romanlarındaki gibi (hangimiz melekler ve

şeytanlar’ın son sayfasını çevirdikten sonra ilk uçakla roma’ya gitmek istemedi ki?) gerçek.

1960’ların boston’unda rialto’daki berduşlarla dolu sinema salonunun kokusunun burnumda

olduğunu söyleyebilirim. eminim çoğunuz yağmurlu bir cornhill gününde firmin’in doğup

büyüdüğü kitapçıda, dışarıdaki karanlık havaya tezat oluşturacak şekilde aydınlık odalarda

rafları karıştırma fırsatına hayır demezsiniz.

baştan söyleyeyim; firmin sizi sıklıkla gülümsetse de, önemsizliğin ne demek

olduğunu çarpıcı şekilde anlatan bir roman. hayatının sonunda, hayat hikayesini anlatmaya

başlamak için “bu, duyduğum en hüzünlü hikaye” cümlesinde karar kılan firmin’in öyküsü

birkaç yıllık bir macerayı anlatmaktan çok, insana sevinçler ve üzüntülerle yaşanmış uzun bir

ömrü izleme fırsatı sunuyor. başlangıçtaki renkli ve sıcak dünya gitgide hüzünlü hale geliyor.

bunda elbette hikayeyi melankolik bir farenin ağzından dinliyor olmamızın etkisi büyük.

kapak resminde firmin’in ruh hali gerçekten çok iyi yansıtılmış. okumaya başlamadan neyle

karşılaşacağınızı size hissetirebilen bir kapak tasarımı. orijinal dilindeki ilk basımı a.b.d.

de coffee house press tarafından yapılan roman yayınlandığı ülkede hayli ses getirmiş. 2009

yılının mart ayında özgür yayınları’ndan ilk baskısı çıkan eseri, türkçe bilen okurlarla

kemal küçükgedik buluşturmuş. oldukça başarılı bir çeviri.

yaşamı anlamlı hale getirmenin iki ayak üzerinde yürüyor olmakla alakalı olmadığını

“ihlalci, serseri, evsiz, ukala, röntgenci, kitap yiyen, saçma hayaller kuran, yalancı, geveze ve

sapık” bir fareden öğreneceksiniz. firmin’in masum hayalleri size, geçmişinizde yaşamış

olduğunuz o mutlu anlara duyulan hüzünlü özlem duygusunu hatırlatacak.

“kelimelere baktım ama hiçbiri bulanıklaşmadı. farelerin gözyaşları yoktur”. belki

unutmuş olabilirsiniz ama insanların var.

“güle güle fermuar” …

23 Haziran 2009 11:12

sam savage

Maalesef henüz sam savage ait eklenmiş başka bir kitap yoktur. Ekleyen olmak isterseniz Hemen Kitap Ekle