kayıp gül
: 4.4 /10 ( 10 Üye)

deep_not @deep_not

29 dilde 40'tan fazla ülkede bestseller olmuş ilk türk romanı. çok çok kötü. türklerin küçük prensi diye tanıtılıyor. dünyada en çok satan türk yazarın ve kitabın bu olmasına üzüldüm.

19 Ekim 2009 20:56

anna_cecilia @anna_cecilia

güzeldi ama biraz fazla basitti. küçük prens'teki tadı kesinlikle veremedi. bir çırpıda okuyup bitecek bir kitap... bazı yerlerde çocuk kitabından farkı yok büyük bir başarı yakalamış ama ben o kadar beğenmedim...

20 Aralık 2009 19:17

emel @emel

arka kapağındaki övgülerden dolayı belki beklentim yüksekti... bu yüzden fazla beğenmedim,basitti.....

20 Aralık 2009 20:20

günbatımı @günbatımı

bir kez daha yeniden anladım ki bu best seller olayı bana göre değil. sırf arkasındaki iskender pala nın yorumuna güvenip aldığım kitap. gereksiz şişirilmiş haddinden fazla değer görmüş bir kitap

02 Ocak 2010 16:22

oslew_88 @oslew_88

güller izinden kayıp ikizkardeşini aramayı görev edinen,bu sayede kendi içinde derin yolculuğa çıkan bir kızın hikayesi anlatılıyor kitapta.küçük küçük ama derin anlamları olan hikayelere yer veriliyor sık sık,okuyanı da kendi içerisinde yolculuğa çıkartıyor.hakkındaki yorumlar beklentinin maksimum seviyeye ulaşmasını sağladığı için hayalkırıklığına neden olabilir,fakat görüşler dikkate alınmadan okunursa gerçekten hoş bir hikaye sizi bekliyor.yurtdışında çok satmış bir kitap olarak türkiye hakkında merak uyandırıcı bilgiler içermesi(nasreddin hoca,yunusemre,efes antik kenti,istanbul)yabancılara karşı ülkemizi cazip hale getireceğini düşünüyorum.yazarın ilk kitabı olması da cabası...bundan sonraki kitaplarının çok çok daha iyi olacağını şu an sadece emekleme döneminde olduğunu düşünüyorum.

06 Ocak 2010 11:44

deno @deno

çok hızla okuyup bitirdim kitabı.çok satanlar,çok basılanlar,çok okunanlar gibi sınıflandırmalara sokulduğu için belki,okuyucuda yüksek bir beklenti oluşturduğu kesin.asla bu beklentiyi karşıladığını söyleyemem.ama yinede birkaç hoş,içsel hatırlatma olduğunuda belirtmeliyim.deep_not a katılıyorum;en çok satan türk yazarı olması benimde içimi sızlattı.

21 Kasım 2010 20:18

Nuref @Nuref

kayıp gül'ü okurken bende kendi içimde bir arayışa girdim.belki de bu yüzden birçok insan tarafından beğenildi.anlatımı basitti.ama içerik bakımından herkesin kendinden birşeyler bulabileceği konulara değinilmiş.

02 Nisan 2011 00:45

kitapkurdu_baris @kitapkurdu_baris

okuduğum en iyi kitap diyebilirim rahatlıkla.sürükleyici ve esrarengiz anlatımıyla elimden bırakmadan bir okuyuşta bitirdiğim tek roman olan kayıp gül kesinlikle okunması gereken bir kitap.

06 Eylül 2012 23:02

ozenrzc @ozenrzc

kitaplar insanların zihinsel gelişimlerine yardımcı, estetik bir zevk taşıyan küçük oyuncaklarımız aslında. ama oynayıp da pişman olduğumuz bir oyuncak olabilir mi? maalesef kayıp gül benim için gerçek bir kayıptı. emek konusuna değinmeyeceğim, zira yazarımız elde ettiği başarıyla emeklerinin fazlasını almıştır.

13 Haziran 2013 16:53

Betül Başar @Betül Başar

günün kitap tavsiyesi : kayıp gül / serdar özkan...
son zamanlarda okuduğum en güzel kitabı sizinle paylaşmak istedim arkadaşlar. serdar özkan imzasını taşıyan ve doğan kitap sayesinde okurlara ulaşan kitap, hakikaten bir solukta okunan nitelikte ancak beni en çok içindeki felsefe etkiledi diyebilirim.isterseniz öncelikle konusundan bahsedeyim; kayıp gül'ün ana karakteri diane isminde güzel bir hukukçu ve psikolog hatun. mükemmel bir üniversitede okuyan ve ailesinin kalbur üstü olması sebebiyle de her daim mükemmeli oynamayı amaçlayan bir kadın. kimi zaman çevresindekilerin yapmacıklığı ve yaptığı iç hesalaşmalar onu yorsa da, içinde bulunduğu kısır döngüden 'çok da istekli olmadığından' kurtulamayan ve esas hedefi bir öykü yazarı olmak olduğu halde, sosyete bunu hakir göreceği için hukukçu olmayı kendine hedef koyan bir diana var kitapta. son derece güzel, başarılı ve zengin olan diana'nın tükenmiş ve bitmiş haliyle açılıyor sahne. içkiden medet uman ve bunca sahip olduğu şeye rağmen, kanser sebebi ile bir ay evvel kaybettiği annesinin vasiyeti ile başbaşa kalmış halde buluyor kendini. annesinin vasiyeti ise; daha bir yaşında iken babasının giderken yanında götürdüğü ikiz kardeşi mary'i bulması. hiç görmediği bir kardeş, içi acıyan bir yürek ve daha önce hiç duymadığı güllerin hikayeleri arasında buluyor kendini karakterimiz. sonrasında ise amerika'dan istanbul'a uzanan ve masalsı tatta devam eden bir süreç başlıyor. büyük bir kovalama ama kimi ya da neyi? ? ? ? final ise hakikaten çok ilginç. benim kadar sizlerinde keyif alacağınıza inanıyorum ama özellikle kitaptan bir bölümü sizinle paylaşmak istedim zira ben okurken kendimi buldum bu satırlarda istemeden de olsa. bakalım sizlere de tanıdık gelecek mi?

sayfa 133-134

günlerden bir gün 'kendi kokusuyla kokan bir gül yetiştirmek isteyen ulu sultanımız toprağa saltanat esansından derpmiş ve bahçesini hayat iksiri ile sulamış ki, gülü hiç solmasın. bir süre sonra açan gülün adını 'yokluk gülü' koymuş. kendi kokusundan bağımsız bir kokuya sahip olmadığını gülü hiç unutmasın diye, bu ismi özellikle seçmiş sultan. bizim ülkede, bir gül sadece kokusu ile var olur çünkü.

bir zaman sonra, kokusunun halkı tarafından bilinmesini isteyen sultanımız, gülün saray dışına ekilmesini buyurmuş. saray bahçesinin hayat iksirinden mahrum kalan gülü bir gün solacakmış ama onun tohumundan bitecek sayısız gül, sultanın kokusunu ülkenin dört bir yanına taşıyacakmış...

işte o tohumlardan biten venüs ve ben, küçük bir köyün meydanına dikiliydik. sadece sultanımızın kokusunu tanıtmak için açıyor ve onun kokusuna sahip olduğumuz için sevilmeyi bekliyorduk.

köyümüzde iki tip insan yaşıyordu; mary gibiler ve başkaları... mary gibiler, bizim sultanın kokusunu taşıdığımızı fark edebilen ve bunun için bizimle ilgilenen kişilerdi. başkaları ise onların aksine, yalnızca rengimize, dallarımıza, taç yapraklarımıza, kısacası göze görünen yüzümüze önem veriyorlardı.

bir gün tüccarın biri köyümüze yapay güller getirdi. sahte, cansız, kokusuz güller... köy halkının onlara ilgi duyacağını bilemezdik. ama çok geçmeden başkalari şöyle demeye başladılar:' tüccarda harika güller varmış. yaprakları ipeksi kumaştan, renkleri hiç solmuyor, üstelik gövdeleri de dikensiz! '

sonuçta, köyde bir sürü gül sattı tüccar. kısa zamanda köyümüz sahte güller köyüne dönüştü. mary gibiler bu durumu içlerine sindiremeyip yavaş yavaş köyü terk etmeye başladılar. venüs ve ben iki şeyle başbaşa kalmıştık; 'sevilme beklentisi ve başkalari'

bu durumun bizi ileride büyük bir felakete sürükleyeceğini kestirememiştik o zaman. başkaları'nın sevgisini kazanabilmek için yavaş yavaş kendimizi onların değer yargıları doğrultusunda şekillendirmeye başladık. onlar gözle görünen özelliklerimize değer verdiklerinden, kokumuza özen göstermeyi dış görünüşümüzle ilgilendik daha çok. daha dik durmaya çalıştık yapay güller gibi, yapraklarımızı daha geç dökmek için çabaladık, hislendiğimizde taç yapraklarımız kırışmasın diye ağlamadık. ve ihmal edilen kokularımız zamanla uçmaya başladı.

başkalarının beklentisi doğrultusunda şekilden şekile giriyor, renkten renge bürünüyorduk. ama aldığımız tüm övgülere rağmen, içten içe sevilmediğimizi hissediyorduk. biiz kokumuzla ilgilenenler ssevebilirdi yalnızca çünkü bir gülü gül yapan kokusudur herşeyden önce. '

23 Eylül 2013 10:08

serdar özkan

Maalesef henüz serdar özkan ait eklenmiş başka bir kitap yoktur. Ekleyen olmak isterseniz Hemen Kitap Ekle